EN SON ALIŞVERİŞ SEPETİMDE OLANLAR

1 Tem

Baya olmus ben blogu ihmal edeli, is durumlari hayli bir yogundu haliyle ben de sizinle bir kahve bile icecek zaman bulamadim, ozur diliyorum :) Bu yogun ve stresli zamanimda beni en mutlu edecek aktivitelerden birisi de makyaj ve bakim alisverisi kuskusuz e ben de bundan geri kalmadim. Bakalim sepetime bu sefer neleri atmisim ve begenmisim:

NARS Torrid Allik:

NARS standinda ilk gordugum gibi asik oldugum bu seftali alligi sepetime atmadan edemedim, iyi ki de oyle yapmisim. Solaryuma basladigim su gunlerde bronz tenle haarika duruyor. Teniniz bugday ya da esmerse muhtesem bir pembe-seftalilik veriyor yanaklara, haberiniz olsun. Make Up Alley’de de 5 uzerinden 4,5 almis bir alliktir belirtmeden gecemiyciim…

Clinique Chubby Stick Chunky Cherry:

Dergide, gazetede, TV’deki reklamlari bir yanda her okudugum blogda da methini duyunca bakmadan edemedim. Gercekten dedikleri kadar varmis, yaz icin muhtesem bir urun. Dudaklarimin kalin olmasi sebebiyle ne kadar istesem de kirmizi ruju rahat kullanamiyorum, chubby stick ile hem hos ancak abartisiz bir renk sagliyorum. Hafif olmasi ancak diger lip balmlardan daha etkili bir rengi olmasi buyuk avantaj. Bakalim benim gibi surekki lip baln degistiren birine ne madar gidecek? Ayni tonda bir dudak kalemiyle kullandiginizda belirgin ancak bir o kadar da dogal dudaklara sahip oluyorsunuz benden soylemesi.

Minus 417 Vücud Peelingi ve Yuz Maskesi:

Deniz seviyesinden 417 metre derinlikte olan Lut Golu’nden cikan 40 farkli mineralin kullanildigi bu urunlere, buradaki (Lyon’daki) bir guzellik fuarinda rastladim. Spa olaylarini oldumo olasiya sevmisimdir, bir de madem Lut Golunden geliyormus bir deneyeyim dedim. Vucud peelingini daha cok manikur yaparken tirnak etlerini almak icin kullaniyorum, bence tum vucuda uygulanmak icin cok sert ancak kokusu cok guzel. Yuz maskesini de kil icermesi sebebiyle aldim malum yagli ciltler icin birebir Onu daha com duzenli kullanmadigim icin kesin bir yorum yapamayacagim ama yikandiktan sonra ciltte yumusak guzel bir his birakiyor.

Loreal Volume Collagen Maskara

Bu maskara merakim ne olacak bilemiyorum. Ozellikle Lilash’i kullandiktan sonra kirpiklerim de uzayinca hepsini denemek istiyorum. Simdi bunu duyunca nedir bu kirpik uzatan dediginizi duyar gibiyim o da bir baska yazinin konusu. Maskaraya geri donersek her Loreal maskarasi gibi belirli bir standartin ustunde. Yani ben bana maskarada marka soranlara ilk Loreal diyorum. Ama tabii kesenin agzini biraz daha acmaya kararliysaniz bu Christian Dior ya da Yves Saint Laurent de olabilir. Lorealin bu maskarasi da tercih edilebilir bir maskara, tek sorunu kirpikleri ne kadar tarasam da biraz birbirine yapistirmasi.

Yves Saint Laurent Touche Eclat

Iste yillardir adini duyup duyup bu kadar populerlik itici geldigi icin denememeye direndigim ve gec tanistigim bir urun. Ben boyleyimdir, genellikle tavsiye, blog yorumlari uzerine alisveris yaparim ama bazen birseyin herkes tarafindan cok populer oldugun gorunce bende ters bir etki yaratir. Mesela Tarkan’i cook uzun yillar sonra dinlemeye basladim desem…Neyse bende Tarkan etkisi yaratan bu urunu yorgun bir is gunu sonrasi morluklari iyice ortaya cikmis, kapaticimin aktigi gozaltlarim uzerinde denedim. Sonuc oldukca iyiydi, bu kadar bekledigime yazik olmus. Keonik gozalti morlugundan muzdarip biri olarak yaratigi aydinliga bayildim. Aydinlik gozalti tercih ediyorsaniz(tabii Bulent Ersoy makyaji tarzindan bahsetmiyorum) mutlaka goza,ti kapaticinizin uzerine denemelisiniz. Ancak burada anahtar nokta ‘kapaticinizin uzerine’ surmek, sakin tek basina kullanmayin, bu tur aydinlaticilar o zaman morluklari daha da ortaya cikartir.

ÜÇ GÜNDE KUZEY İTALYA TURU- MİLANO ÇEVRESİNDEKİ OUTLETLER

10 Nis

Kısa bir aranın ardından İtalya turumuzu anlatmaya ikinci günümüz olan outlet turuyla devam ediyoruz. (Çok TV programı havasında oldu bu açılış :)) Annemle Torino’da kaldığımız geceyi sabırsızlıkla gündüze zor ederek, her kadının hayali olan outlet alışverişinde kendimizi kaybetmek üzere yola koyulduk. Torino-Milano arasında kalan ve Milano’nun genellikle 20-30 kilometre dışında bulunan outletlerden bizim tercihimiz Serravale Outlet oldu. Gitmeden önce yaptığım internet araştırmalarında burasının en büyüklerinden biri olduğunu duymuştum. Bir de Milano’dan 35 kilometre uzaklıkta, hemen İsviçre sınırını geçtikten sonra çok tavsiye edilen FoxTown var. Ancak biz arabayla olduğumuzdan İsviçre’nin sınırdan geçişte arabalar için yıllık geçerli 40 Euro’luk bir vinyet alınmasını zorunlu kılmasından dolayı oraya gidemedik. Sonradan FoxTown yetkilileri bana attıkları mailde, otobanı kullanmazsam vinyet almadan nasıl İsviçre’ye girebileceğimi anlatan bir mail gönderdiler ama biz de gezimizin sonuna gelmiştik, oraya gidemedik.

Arabanızın olup olmaması önemli değil, Milano merkezden 20 Euro’ya gidiş-dönüş servis var. Trenle de ulaşım mümkün. Daha fazla ayrıntı için merkezin internet sitesinden de gerekli bilgileri alabilirsiniz.

İçinde Ferre’den Prada’ya, Nike’tan Diesel’e kadar 180 mağaza bulunan bu outlet sadece İtalya’nın değil Avrupa’nın da en büyük ve en iyi outlet merkezlerinden biri. Biz alışverişimize Desigual ile başladık. Normalde trenchcoatları 250 ile 100 Euro arasında olan Desigual’ın outletinde bu fiyatlar 150 ile 80 arasına düşmüştü. Yani genelde yüzde 30-40-50’lik indirimler söz konusu.

Benim en çok zaman geçirdiğim ve beğendiğim mağazalardan birisi Diesel’in outleti oldu. Diesel’in yeni ve eski sezonlarını birlikte bulabileceğiniz mağazada özel köşelerde de özel fiyatlı ürünler mevcuttu. Örneğin bir köşede fiyatlar 16 Euro ile 92 Euro arasındaydı.

Burada gözüme çarpanlar 19 Euro’ya bu siyah yelek

Ve 36 Euro’ya bu mor yağmurluk oldu.

Bir de 50 Euro’ya birbirinden canlı renkli spor ayakkabılar vardı ki niye fotoğraflarını çekmemişim bilmiyorum.

Ancak Milano outletlerinin asıl olayının bu standartta markalar olmadığını belirteyim. Bu outletlerin bu kadar popüler olmasının nedeni Gucci, Ferre, Prada, Moschino gibi markaların başka hiçbir yerde bulamayacağınız sezon sonu ürünlerini satmaları asıl olay. Örneğin içeride bir sürü Çinli kızla birlikte histeri krizine girdiğimiz Prada’nın outletinde normal fiyatı 1000-1100 Euro olan çantaları 450-500 Euro’ya almak mümkündü.

Veya Moschino ve Ferre’nin ortak outletinde şöyle bir modası geçmeyecek klasik kesim elbiseyi 120 Euro’ya bulmak mümkün.

Ya da Ferre’den bu sunni deri ceket 333 Euro’dan 166 Euro’ya düşmüş fiyatıyla iyi bir alışveriş seçeneği olabilir.

Yani demek istediğim eğer bu tarz üst-kategori markaları zaten takip ediyor ve onlara sezon fiyatlarıyla da ulaşabiliyorsanız bu outletler sizin için bir cennet olabilir. Ya da ben yatırımımı bir zamanı geçmeyecek parçaya yaparım diyerek 400-500 Euro’ya bir Prada çanta alabilirsiniz. Onun dışında normal zamanlarda gittiğiniz sürece İstanbul’daki outletler gibi kendimi alışverişe kaptırırım ellerim dolu dolu çıkarım diye düşünmeyin. Ancak gerçekten sıkı bir indirim istiyorsanız sizi hemen noel ve yılbaşı sonrasına denk gelen Ocak ayının başlarında buralara alalım. Bu tarihte outletlerde indirim yüzde 70-80’leri bulurken tüm Avrupa’da genel bir indirime girmiş oluyor.

ÜÇ GÜNDE İKİ ŞEHİR, ONLARCA OUTLET, BOLCA PİZZA…İTALYA TURU- TORİNO

1 Nis

Fransa’da yaşamanın en güzel yanlarından biri de Türkiye’deyken uzun uzun izin alarak ve planlar yaparak gidebileceğim yerlere bir-bir buçuk saatlik uçak veya bir araba seyahati uzaklıkta olmam. Uzun süredir planladığım Milan-Torino ve outletler turumu da annenin gelişi sebebiyle bu hafta yaptım. Gerçi arabayla gezerek bunların hepsini üç güne sığdırmak oldukça yorucu oldu ama olsun buna ilk keşif turu diyelim :)

Torino her Türk’te Hakan Şükür’ün bir zamanlar transfer olup, üç ayda kaçarak Türkiye’ye döndüğü futbol takımıyla ilk olarak akıllara geliyor herhalde :) Futbol kariyeri açısından bilemem ama şehir olarak oldukça sıcak, şirin ve küçük bir Avrupa kenti Torino. Bir sanayi ve gastronomi şehri olarak da bilinen Torino, çevresindeki Alpler dolayısıyla kayak tutkunlarının da uğrak yeri. Şehir, 2006 yılında düzenlenen Kış Olimpiyatları’na da ev sahipliği yapmış.

Lezzet avcıları Torino ve bulunduğu Piemento bölgesine ziyaretin en güzel zamanının sonbahar olduğunu belirtiyor, çünkü bu dönem ‘Tanrıların Yemeği’ olarak adlandırılan trüf mantarının toplanma zamanı. Torino’da bu mevsimde birçok noktada tadına bakabileceğiniz trüf mantarının yanında sunulan bölgenin şarapları iyi bir ziyafet olabilir.

Ancak biz bahar ayında ve sadece bir gün ayırarak Torino’yu ziyaret edebildik. Yine de, bu da Po Nehri’nin kıyısına kurulmuş bu küçük şehri iyi-kötü tanımak için yeterli bir süre. Via Po, Piazza Castello, Via Garibaldi ve Via Roma caddeleri boyunca kurulu şehir merkezinde ilk dikkat çeken vintage tarz dükkan ve cafeler. Via Lagrange ve Via Carlo Alberto gibi sokaklar alışveriş için ilk seçenekler olurken buralarda Beyoğlu’ndaki İnci Pastahanesi’ni andıran birçok cafe ve pastaheneye, Barok Dönem’den fırlamış gibi duran mağaza vitrinleri eşlik ediyor. Muhteşem vitrinli antikacılar ve sahaflara ev sahipliği yapan Galleria Romano, daha sonra ziyaret edeceğimiz Milano’daki Galleria Vittorio Emanuele’e göz kırpıyor gibi.

Sinemaya meraklı olanlar için önceleri bir sinagog olarak tasarlanan ve zamanının en yüksek yığma yapısı olarak bilinen Mole Antonelliana’yı öneririm. Bugün Avrupa’daki en büyük sinema müzelerinden birine ev sahiplği yapan Antonelliana Anıtı’nın kulesine asansörle çıkıp Torino’nun ve Alplerin müthiş bir manzarasının keyfine varabilirsiniz.

Torino Museo Egizio ile Kahire’nin dışındaki tek Mısır kültür müzerine de ev sahipliği yapıyor ancak bir ayırabildiğimiz bir günde ziyaret etme fırsatı maalesef bulamadık. Şehir sevimli tramvaylarının yanı sıra sightseeing otobüsleriyle de gezilebilirken, ben bir yeri en iyi tanımanın yolunun sokaklarını arşınlamak olduğunu düşündüğümden tüm şehri yürüyerek gezdik. Zaten ertesi güne bizi büyük ve yorucu bir outlet turu bekliyordu, daha fazla enerji harcayamazdık :)

GWYNETH PALTROW OSCARLARA NASIL HAZIRLANDI?

23 Mar

Ve işte gelmiş geçmiş tüm Oscar’ların en muhteşem elbiselerinden biri olan Gywenth Paltrow’un bu seneki törenlerdeki giydiği elbisenin sırrı çözüldü! Daha önceki postlarımda belirttiğim gibi Gwy’nin sitesi goop.com‘un sıkı bir takipçisi olduğumu bilirsiniz. Ve Gwy az önce bu Tom Ford harikası elbiseye, saçına, makyajına ve aksesuarlarına nasıl karar verdiğini stilisti Elizabeth Saltzman ile birlikte açıklıyor.

Saltzman bu elbiseyi neden Oscar gecesi için seçtiğini oldukça net ve kısa açıklıyor: ‘Elbiseyi gördüğüm anda bana ‘Oscarlar’ diye bağırıyordu, diyor. Bir Oscar görünümünü yaratmak için modacılar, dizaynırlar, aksesuarcılarla yapılan görüşmelerin ve karar verme aşamasının aylar sürdüğü belirtiliyor. Birçok modacıdan gelen çizimleri değerlendiren Saltzman, Tom Ford’un bu dizaynını görünce Paltrow için düşündüğü imaja tamamen uyduğunu düşünmüş: zarafet, asillik, asaletle birlikte ultra-modern görünen bir kadın. Saltzman, bu görünümün ona Jackie Kennedy’yi hatırlattığını söylüyor.

Saç olarak ilk olarak dağınık topuz modeli yapılsa da, vurgulanmak istenen ‘abartısız sadelik’ imajına uygun bir şekilde sonradan düşük at kuyruğuna çevrilmiş. Aksesuar işinde de dikkati bir noktada toplamak isteyen Paltrow, Anna Hu’nun bizzat yanına gelerek denettiği takılarından 2368 tane elmas taşla süslü kelepçe bilekliği seçmiş. (Ne kadar da iyi etmiş :) şuna bakar mısınız?)

Paltrow da Oscar töreninin yapılacağı gün neler yaptığını saati saatine anlatıyor. Saat 10’da kalktığını belirten oyuncunun ilk durağı gym olmuş. Özel antrenörüyle ağğır bir cadrio seansı yapan Gwy, öğlen 13’te hazırlıklarını yapacağı Beverly Hills’teki Montagne Otel’e gelmiş. Özel davetlerden önce mutlaka saç rengine son rötüşünü yaptırdığı kuaförü Tracy Cunningham’ı odasına çağıran ünlü yıldızın altın sarısı saçlarına son renk dokunuşları gerçekleştirilmiş ve duşunu almış. Sonrasında çocuklarıyla havuz başında hasret gideren Paltrow, her tören öncesi özel yemeği olan hindi burger ve patates kızartmasını afiyetle mideye indimiş. (Gwy sitesinde sürekli patates kızartmalarını yediğinden bahsediyor, onun yediği kızartmaysa bizim yediğimiz ve direkt olarak göbeğe basene gidenler ne, inanılır gibi değil)

Ardından saat 14:00’te saç ve makyaja geçen Gwy’ye burada en yakın arkadaşlarından Cameron Diaz’da eşlik etmiş, birlikte hazırlanmışlar. 14:45 gibi elbisesini giyen Paltrow, kendine kırmızı halıda takması için getirilen takılardan beğendiğini seçmiş. 15:45 gibi törene gitmek üzere arabasına geçen Gwy (bu arada hazırlığı iki saat sürmüş oluyor ki bu benim normal işe giderken hazırlanma sürem :) ) 16:30 gibi de kırmızı halının başında diğer ünlülerin geçmesini beklemek için pist başına geçen Gwy’e son düzeltmeleri 20 yıllık danışmanı Stephen Huavne yapmış. Paltrow, kırmızı halı kuyruğunda sıradaki aktristlerin birbirlerinin elbiselerinin kuyruklarını tuttuklarını belirtiyor ve Sandra Bullock’un nedime stayla kuyruk tutarken bir pozunu paylaşıyor.

Son olarak Gwy’nin Oscar gecesi için stilisti Saltzman ne kadar pahalı veya lüks bir tasarım olursa olsun herhangi bir elbiseye karar verirken askıda değil üstünüzde nasıl durduğuna göre karar verin diyor. Elbise üzerinizdeyken ayna karşınıa geçin ve normal davranarak, poz vermeden bir kendinize bakın diye ekliyor. Son olarak karar vermeden önce gideceğiniz mekanı düşünerek, orada bu elbiseyle rahat, güvenli ve mutlu olup olmayacağınızı sorgulayın diye belirtiyor.

Kısadan hisse Oscar gecesi için ‘sade de nasıl şık olunurmuş’ dersi veren Gwy ve ekibine kucak dolusu tebrikler gönderirken, yayım hakları gereği siteme alamadıın Gwy’nin çok özel hazırlanma ve sahne arkası fotolarını buradan mutlaka incelemenizi öneriyorum.

PEMBE GÖNLÜM SENDE

20 Mar

Her baharın-yazın öne çıkan bir makyaj rengi vardır. Geçen sene turuncu ojeler ve rujlar çok modaydı. Tırnakta neyse de dudakta turuncu görmek zaten pek tarzım olmadığı gibi, yakışan yakışmayan çoğu kişi sürünce beni baya bir çileden çıkartmıştı. (Unutmayın eğer dişlerinize yeterince güvenmiyorsanız turuncu ruj kullanmayın çünkü dişleri daha da sarı gösteriyor.)

Neyse ki bu seneki moda haftalarında turuncunun tahtından indirildiği yerine ise pembenin getirildiği ilan edildi. Aha da Harper’s Bazaar Mart sayısı aha da pembenin hakimiyetini ilanı :)

Image

 

Image

Pembe, tonlarına göre herkese yakışan bir renktir. Moda haftasında verilen pembe ‘hot pink’ adı verilen ‘şeker pembesi’ olsa da, günlük kullanımda toz pembeden mürdüm tonlarına kadar bulunduğunuz ortama ve teninize yakışan her tonunu kullanabilirsiniz.

Image

Pembe dudakları tabii ki de devamlılık sağlayacak daha açık-pastel tonlu göz ve ten makyajıyla destekleyin. Dudaklarda hafif iddialı bir pembeyi gözlerde uçuk pembe ve yanaklarda da hafif ışıltılı bir pembe allıkla tamamladığınızda oldukça sağlıklı ve taze bir görünüm elde edeceksiniz.

Image

Gece için ise Blake Lively’de gördüğünüz gibi ince çekilmiş bir eyeliner ekleyebilirsiniz. Müthiş !

Image

Moda haftasında gördüğünüz bu kare, biraz marjinal ancak taze ve sade tutulmuş bir tenle asla çok da abartı durmuyor. Benim pembe ruj tercihim ise MAC Lustering’den yana.

LAGERFELD SİNEMAYA EL ATARSA…

17 Mar

Lüks tüketim markaları film dünyasına da el attı. Zaten çoğu filmde reklamı yapılan bir lüks ürün görüyoruz (parfüm, saat, mücevher) veya her oyuncunun bir markanın yüzü olması artık sıradan demeyin. Benim bahsettiğim bu markaların reklam mecralarında artık kısa filmlere de yer vermeleri. Ya da daha doğrusu, filmlerde kendilerini gösterecek birkaç sahne peşinde koşmak yerine artık kendi filmlerini çekiyor lüks markalar. Bir ürünü değil bir imajı satan lüks tüketim dünyası, artık ürünlerini anlatmaktan çok, bu ürünleri kullanarak nasıl bir kadın veya erkek portesi çizebileceğinizi anlatıyor. Yani bir hayal satıyor. Tabii söz konusu Dior, Hermes, Cartier gibi markalar olunca bu kısa filmler büyük bütçeleriyle doğru orantılı olarak Hollywood yapımlarını bile kıskandıracak kalite ve görsellikte olabiliyorlar. İşte sizi tamamen başka bir hayal ve lüks dünyasına götürecek kısa filmlerden en sevdiklerim…

Dior/ Lady Grey

Başrolünde Fransız aktris Marion Cotillard’ın olduğu film, Dior aksesuarlarını ön planda tutuyor. Gri Dior çantasından çıkardığı Dior aksesuarlarıyla, birçok kişinin hayatını değiştiren bir şov kızının hikayesini anlatan film 2010’da piyasaya çıktı. Londra’da geçen hikayede, film boyunca da kentin ünlü yapılarını görmek mümkün. Hani hiç diyalog olmadan görsellik ve oyunculukla bir kısa film ne kadar etkili olur derseniz, işte bu kadar derim.

<p


Cartier/ L’Odyssee de Cartier

Bu ayın başında ise bir başka lüks devi Cartier, ilk defa 165 yıllık hikayesini anlatan bir filmle karşımıza çıktı. Markanın Rusya, Fransa, Çin ve Hindistan’daki etkilerine vurgu yapan üç buçuk dakikalık film, Paris’in Grand Palais’sinden başlayıp Çin Seddi, St. Petersburg meydanı ve Hindistan’a kadar uzanıyor.

Filmde Cartier’in serüvenini, markanın simgesi olan panterin (gerçi burada leopar olmuş) gözünden izliyoruz.

2 Mart’tan itibaren internette yayınlan film, televizyonlarda da gösterilecek. Görsellik harikası filmin sadece müziği için 84 enstrüman ile kadın ve çocuklardan oluşan 60 kişilik bir orkestranın çalıştığını veya bir sahne daha gerçekçi olsun diye 1906 yılında Alberto Santos-Dumont tarafından üretilen bir model uçağın neredeyse birebir 13 metrelik replikasının yapıldığını belirtirsek, nasıl büyük bir ekip ve bütçenin işi olduğu daha da iyi anlaşılır.

Miu Miu/ Womens’ Tales

Diğerleri kadar parlak ve iddialı olmasa da bir örnek olarak moda devi Miu Miu da kısa film işini ‘Women Tales’ adlı bir projeyle ne kadar ciddiye aldığını gösterdi. Proje kapsamında dünyanın dört bir yanından kadın yönetmenlerin çektiği kısa filmler gösterime giriyor. Bu seriden ilki ‘The Powder Room’ size muhteşem bir bayanlar tuvaleti/ makyaj odasının kapılarını açıyor. Londra’nın Claridges Oteli’nde çekilen film şahsen bende hemen orada gidip tuvalette makyaj tazeleme hissi uyandırdı.

Chanel/ Karl Lagerfeld Movies

En iyisini en sona sakladım :) Dünyanın en ünlü tasarımcılarından Karl Lagerfeld ne yapsa güzel yapar diyenlerdenseniz alın size Lagerfeld imzalı filmler. Hayatımda hiç Lagerfeld imzalı bir film izleyeceğim aklıma gelmezdi ama şöyle bir düşününce, bir kreasyonun yaratmak istediği dünyayı kendi tasarımcısından başka en iyi kim anlatabilir?
Lagerfeld de böyle düşünmüş olsa gerek ki, tasarımcı, Channel’in son kreasyonlarını tanıtmak için yola çıktığı beş dakikalık tanıtım filmlerinden, yarım saatlik kısa filmleri yönetmeye kadar geldi. Chanel’in son Cruise 2012 kreasyonunu tanıtmak için çektiği yarım saatlik ‘The Tale of A Fairy’ için ‘paranın şuursuzca harcandığı, bohem bir hayatı resmettim’ diyen Lagerfeld, anlaşılan kendi kolleksiyonlarının hedef kitlesini de böyle belirlemiş. Nitekim Paris
Londra, Saint Tropez gibi lüks mekanlarda çekilen filmlerde hep 7/24 parti yapan, ultra-zengin, hırslı, bohem karakterleri görmek mümkün. Bana kalırsa markayı ‘şuursuzca para harcayan, partiden partiye koşan tipler’ yerine daha bilinçli, zengin ama (malum Channel alınabiliyorsa) bu paranın sorumluluğunu alabilmiş ve şirketlerdeki sosyal sorumluluk imajının giderek daha da parlatıldığı bu devirde daha sosyal bir mesaj verebilen bir kitleyle özdeşleştirilmesi uygun olurdu. Her neyse ben Lagefeld değilim
zaten filmler de görsellik ve kurgu açısından gayet başarılı.

Lagerfeld’in Cruise 2012 kreasyonu için son kısa filmi ‘The Tale of A Fairy’ Part 1

‘The Tale of A Fairy’ Part 2

Cruise 2011 kreasyonu için ‘Remember Now’

PARLAK VE SAĞLIKLI

12 Mar

Hani denizden yeni çıktınız da yüzünüzdeki hafif ıslaklık, iki haftalık tatilinizdeki güneş banyonuzun eseri tatlı bronzluğunuzu daha da parlatarak gözler önüne seriyor…Düşünmesi bile ne güzel değil mi? Maalesef ki çoğumuzun 365 gün sahilde güneş banyosu yapma şansı olmadığı için, zaten bunun için sürekli yazı yakalayabilmek adına kuzey-güney yarımküre arasında mekik dokumanız gerekirdi :), kdınların imdadına kozmetik sektörü yetişti. Fotoğraflarda veya televizyon çekimlerinde kadınların yüzündeki o sağlıklı parlaklığı nasıl yakaladıklarını öğrenmem ve de hayatıma uygulamam uzun sürmedi tabbi: Aydınlatıcılar :)

Hani şöyle bir sağlıklı parıltıyı yıl boyunca taşıdığınızı düşünün:

İşte bunun için piyasada stick formundan toza, sıvıdan jel formuna kadar birçok tarzda aydınlatıcıyı (illuminator) bulmak mümkün. Ben size benim kullandığım ve tavsiye ettiğim iki tanesini tanıtacağım: NARS Copacabana ve Guerlain Terracota Lady. Benim için bir sıralamak yapmak gerekirse, Guerlain’e olan derin bağımlılığımı bir kenara bırakarak söylüyorum ki ‘Guerlain Terracota Lady’i birinci sıraya koyarım. Aha da koydum bile :)

Nasıl kürsümü beğendiniz mi? :) Guerlain’i birinci sıraya koyuyorum çünkü eğer gerçekten farkedilir ancak sizi assoliste dönüştürmeyecek bir parlaklık istiyorsanız bu kesinlikle Guerlain olmalı. Zaten Terracota’da çığır açan Guerlain burada da farkını gösteriyor. Terracota Lady ile ilk tanışmam Sephora’da olmuştu. Gurelain rafında yeni bir ürün görmenin heyecanıyla alıp denediğimde beni ilk çarpan şey bir pusradan beklenmeyecek derecede yoğun ama nefis bir yasemin kokusunun gelmesiydi. Elinde ve yüzümde denediğimde ise aradığmı bulmuştum: altına batırılmış assolist parlaklığı değil, sanki toz halinde sedef dökülmüş gibi sağlıklı bir parlaklık. Parlaklığın yanında verilen hafif bronzluk da o kadar dozunda ki, eğer biraz güneşte pembeleşmişseniz ayrıca bir Terracota’ya ihtiyacınız da olmaz. Gün ışığında müthiş taze bir görüntü veriyor. Yüzümde denenmiş halini de görmeniz mümkün:

Ancak eğer daha sade bir parlaklıktan yanaysanız seçiminizi NARS’tan yana kullanın derim. NARS Illuminator Copacabana renginin sıvı formunu kullanıyorum ben. Sıvı olmasının avantajları da fondöteninize karıştırarak kullanabiliyor olmanız (ki bu daha minimize ve bölge bölge belli olmayan genel bir parlaklık veriyor) veya göz pınarınıza ya da kaş altına da kullanabiliyor olmanız. Maalesef Guerlain’de böyle bir seçeneğiniz yok. ‘Laguna’ renginin daha sıcak bir şeftali tonu verdiğini de söyleyeyim. Buyrun yanaktan bir kare(sivilce için kusura bakmayın:)

En son kolumda flashlı ve flashsız denemelerininde de göreceğiniz gibi NARS daha ıslak ve sade bir parlaklık sunuyor. Ancak Guerlain’in da o muhteşem koku, renk ve sedef efektini ben yine de tek geçerim. Ben ikisini de kullanıyorum gerçi. Normal günlerde NARS’i fondötenime karıştırıyorum, biraz daha ışıltı istediğimde ise üstüne Guerlain’i geçiyorum. Tercih sizin. (Sol Guerlain Lady Terracota, sağ NARS Copabacana)

Yalnız aman diyim abartıp üzerine de ekstra bronzlaştırıcı ekleyip assolist gibi brozn heykel kıvamına dönüşmeyin ne olur! Çok görüyorum böylelerini çok ucuz duruyor eğer sahneye çıkıyorsanız benden söylemesi :)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.